31 Aralık 2010 Cuma
Beklentilenmek ya da Beklentilenmemek işte bütün mesele...
2010 yordu,düşündürttü,sorgulatti gereğinden fazla
2011yormasın ,düşündürtmesin,sorgulatmasin
su gibi aksın,geçşin
gerçekten başka birşey istemiyorum
Ne oldu 2010 yılında yazdığım sayfa sayfa hedefler,istekler
beklenti yaratti
Kaç haftadır düşünüyorum,2011 için ne yazayim diye
Yazamadim,yazmadim
Bu ne anlama geliyor
Hiç mi isteğim yok
Hayır Beklentilenmemeyi öğretti bana 2010
Ne eşsiz birşey öğretmiş
Ne fevkalade bir yılmışsın 2010
Şimdi Beklentilenmek ya da Beklentilenmemek arasındaki ince yerdeyim
Haydi bana iyi beklentilenmemekler :)))
Kutlu Olsun
26 Aralık 2010 Pazar
Sunday White
2010 yılının son haftasonuydu;artık seneler ne kadar hızlı geçiyor,zaman kavramı anlamını yitirdi
haydi hep beraber dilekler tutalım gibi klişelerden bahsetmeyeceğim tabi ki...
Ben ki herkesin yaptığı şeyleri yapmaktan,söylenen şeyleri tekrar etmekten,giydiklerini giymekten,sürdüklerini sürmekten,genel olarak yapılan klasik olgulardan hoşlanmayan ,soyadımın aksine
hiç kimseye,hiçbirşeye benzememeye çalışan ;hayatta en korktuğum şeyin birileriyle ,birşeylerle BenzeR olmak olduğunu düşünen ve bunu yaşam gayesi olarak kendime adamış bir insan olarak
Yeni Yılın anlamı benim için ,yeni beyaz bir sayfa hani şu:
İlkokul-ortaokul zamanında arkadaşlarıma verdiğim janjanlı defterlerin sayfaları gibi ve hep orda da belirtildiği gibi kalbim kadar temiz sayfa :)
Her geçen yıl ,yaşımın artması dışında bana birşeyler öğretiyor,öğretmeye çalışıyor artık ben de ondan ne alabiliyorsam alıyorum.
Şunu çok açık ve net olarak görebiliyorum ki; değişiyorum ya büyüdüğümden ya deneyimlendiğimden
ya kendiliğinden ya da d) şıkkı hiçbirinden...
Ama her yeni seneye girdiğimden bir önceki ben olmuyorum
Ben olan yanlarım iyice ben oluyor kemikleşiyor
Ben olmayan yanlarımla cebelleşip onları kendime lokalize* ediyorum.
*lokalize diye bir kelime de yok bu arada ,kurumsal hayat'ın sözcük dağarcığıma kattığı eşşiz ! kelimelerden biri .
Hazır 2010'un aralık ayında ay tutulmuş,ben de ay ile ilgili ne varsa herşeyden fazlasıyla etkilenen bir şahsiyet olarak ,bu senenin son ay tutulmasının ben de yaratacaklarını ve 2011'i iple çekiyorum.
Gelin yeni deneyimler gelin , gelin ki benzersizliklerimi daha da perçinleyeyim daha da ben olayım.
Yoksa yeni yılın benim için keyifli,muhabbetli bir içki sofrasında kadeh kaldırılırken dilenen içten dileklerden daha fazla bir anlamı yok :=)
19 Aralık 2010 Pazar
Yavuz Turgul üzerine...
Yavuz Turgul üzerine yazı yazmak benim çok harcım olmayacaktir belki ama; bugün Av mevsimini seyrettikten sonra Yavuz hoca'nin ne kadar büyük bir insan olduğunu ve onun hakkında daha detayli bir inceleme yapmam gerektiğini anladim.
Muhsin bey,Züğürt ağa,Aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni,Eşkiya,Gönül Yarası,Kabadayı;bütün bu fimlerin ben de iz bırakmasının nedeni Şener Şen mi yoksa Yavuz Turgul mu yoksa her ikisi de mi olduğunu daha iyi analiz etmem gerekiyor sanırım.
Bu bahsettiğim filmlerde Şener Şen hep çağlarının son insanlarıdır; Muhsin bey de vadesi dolmuş bir insan,Aşk fimlerinin unutulmaz yönetmenin de günü geçmiş bir adam,Gönül yarasında eski solcu bir öğretmen,Eşkiya ve Kabadayı da çağlarının son insanı ve Av mevsiminde de emekliliği gelmiş bir Avcı.
Günleri geçmiş bu karakterlerin kendilerine has hikayeleri ve bu hikayeler içindeki satıraralarındaki duygusallıklar:
Bugün Av mevsiminde göz yaşlarımı tutamadığım sahne Avci'nin eşinin ona yazdığı günlüğü bulduğunda okuduklarıydı: Ben gittikten sonra...
Cem Yılmaz için de 2 laf etmek istiyorum; ben bu adamı koşulsuz seviyorum zaten bu yuzden belki de objektif davramayacağım ancak bugün gördüm ki Cem Yılmaz aynı zaman da çok büyük bir oyuncu
eski karısını öldürmek üzere gittiği ve elektrikler kesilince yaşadıkları sahnedeki oyunculuk (buraya parantez açmak istiyorum hem de kocaman bir parantez: filmin ana sahnelerinden olan bu bölümün medya da sadece Melisa Sözen ve Cem Yılmaz'ın öpüşme sahnesi olarak görülmesi Türkiye'nin gelişememiş bir sanat anlayışının olduğunun en büyük göstergesidir bence )
Eşi ile tekrar birleşme çabasının ardından yaşadığı hayal kırıklığı ve barda "Benden adam olmaz" şarkısı eşliğinde gösterdiği performans:Cem Yılmaz' a olan subjektif duygularımı daha da güçlendirdi,ne diyebilirim ki başka ?
Filmlerinde o dönemin insanlarının hayata bakış açılarının işlenişi ,dramı,romatikliği,yerindeki esprileri bunları senaryo içinde ana ve yan hikayeleri ile birleştirmedeki gücü nedeniyle büyük ustatdır Yavuz Hoca
Bu pazar akşamı Av Mevsimi filmini sindireyim,ardından arşivden fimleri çıkarıp daha derin bir göz ile tekrar seyredeyim hepsini...
11 Aralık 2010 Cumartesi
Sıfır noktası
Tam ortasındım yağmurun,karın soğuğun ortasındayım
---
Tam varıyorum ki hedefe bir yenisi başlıyor
Bu oyun hep aynı değişmiyor
Hala devam hala figan
Hem de bile bile
Evimizde yola bakan pencerimizin önüne oturup ,kucağıma bilgisayarımı aldıktan sonra bu şarkı dolandı dilime; soylerken de cümleleri düşündüm
bugüne ne kadar uygun,bana ne kadar uygun
Aferin bilincaltima, tam zamanında patlatti yine bombayı
Ne ince çizgiler üzerinde geçiyor hayat ve o çizgi ne kadar belli belirsiz ... Bir an uçuruma sürükleniyoruz bir an Alice Harikalar diyarındayız.Ironik boyutlarda dolanıp duruyoruz.
Tabi hayatı surekli Alice harikalar diyarında olan insanlar da var ;mesela hayattaki hedefi sadece evlenmek,evde kocasını beklemek olan biri için hayat evlenince Alice Harikalar diyarı,üzerine bir de çocuk ,ohh yeme de yanında yat: Başka ne bekler ki insan hayattan ? Ev,koca,çocuk
Tabi hayatı surekli uçurumlarda olan insanlar da var;mesala idealist ebeveynlerin çocukları: hayattaki hedefleri daima başkaları tarafından onlara atanmış ,onlar da başarmış ama mutlu değiller
başka birşey arıyorlar ne aradıklarını bulamıyorlar; o ince çizginin solunda dolanıyorlar
Tabi hayatı çizgilerin hem solunda hem sağında olan insanlar da var; bu insanlar hayatı okuyabilen,düşünen insanlar ;çünkü hayata gelme amacının kendini bulmak olduğunu anlamış insanlar bunlar ;yaşadıklarını sorgulayan ,sorgularken kendini bulan;yeri geldiğinde çok yorulan kendini bulma anlarında ,bulmanın verdiği gururu kendine katıp ilerleyen insanlar.
Sonra bu insanlar;bu kadar anlam yüklemesemiydik hayata,denklemi tek bilinmeyenli olarak gorebilseydik keşke; sığ sularda dolansaydık,okumasaydık,kendimizi geliştirici faaliyetlerde bulunmasaydık; sadece yeseydik,içseydik,gezseydik,olanlar olsaydı biz anlamasaydık,
hayatı iki goz gün içinde gidip geldiğimiz yaptığımız x km. yol kadar algılasaydık
saf saf dolansaydık ,evimiz var kocamız var ohh diyiverip çekilseydik kenara olmaz mıydı yani ?
Kendimiz mi yaptık hayatı bu kadar grift diye çizginin soluna geçtikleri kendilerini sıfır noktasında hissettikleri anda sorarlar kendilerine
Ertesi gun güneş açar ve onlar çizginin sağına doğru yürümeye devam ederler...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
