31 Aralık 2010 Cuma

Beklentilenmek ya da Beklentilenmemek işte bütün mesele...



2010 yordu,düşündürttü,sorgulatti gereğinden fazla 
2011yormasın ,düşündürtmesin,sorgulatmasin
su gibi aksın,geçşin
gerçekten başka birşey istemiyorum


Ne oldu 2010 yılında yazdığım sayfa sayfa hedefler,istekler
beklenti yaratti


Kaç haftadır düşünüyorum,2011 için ne yazayim diye
Yazamadim,yazmadim


Bu ne anlama geliyor
Hiç mi isteğim yok


Hayır Beklentilenmemeyi öğretti bana 2010
Ne eşsiz birşey öğretmiş
Ne fevkalade bir yılmışsın 2010


Şimdi Beklentilenmek ya da Beklentilenmemek arasındaki ince yerdeyim
Haydi bana iyi beklentilenmemekler :)))


Kutlu Olsun


26 Aralık 2010 Pazar

Sunday White







2010 yılının son haftasonuydu;artık seneler ne kadar hızlı geçiyor,zaman kavramı anlamını yitirdi
haydi hep beraber dilekler tutalım gibi klişelerden bahsetmeyeceğim tabi ki...
Ben ki herkesin yaptığı şeyleri yapmaktan,söylenen şeyleri tekrar etmekten,giydiklerini giymekten,sürdüklerini sürmekten,genel olarak yapılan klasik olgulardan hoşlanmayan ,soyadımın aksine
hiç kimseye,hiçbirşeye benzememeye çalışan ;hayatta en korktuğum şeyin birileriyle ,birşeylerle BenzeR olmak olduğunu düşünen ve bunu yaşam gayesi olarak kendime adamış bir insan olarak
Yeni Yılın anlamı benim için ,yeni beyaz bir sayfa hani şu:
İlkokul-ortaokul zamanında arkadaşlarıma verdiğim janjanlı defterlerin sayfaları gibi ve hep orda da belirtildiği gibi kalbim kadar temiz sayfa :)



Her geçen yıl ,yaşımın artması dışında bana birşeyler öğretiyor,öğretmeye çalışıyor artık ben de ondan ne alabiliyorsam alıyorum.
Şunu çok açık ve net olarak görebiliyorum ki; değişiyorum ya büyüdüğümden ya deneyimlendiğimden
ya kendiliğinden ya da d) şıkkı hiçbirinden...
Ama her yeni seneye girdiğimden bir önceki ben olmuyorum
Ben olan yanlarım iyice ben oluyor kemikleşiyor
Ben olmayan yanlarımla cebelleşip onları kendime lokalize* ediyorum.
*lokalize diye bir kelime de yok bu arada ,kurumsal hayat'ın sözcük dağarcığıma kattığı eşşiz ! kelimelerden biri .

Hazır 2010'un aralık ayında ay tutulmuş,ben de ay ile ilgili ne varsa herşeyden fazlasıyla etkilenen bir şahsiyet olarak ,bu senenin son ay tutulmasının ben de yaratacaklarını ve 2011'i iple çekiyorum.

Gelin yeni deneyimler gelin , gelin ki benzersizliklerimi daha da perçinleyeyim daha da ben olayım.

Yoksa yeni yılın benim için keyifli,muhabbetli bir içki sofrasında kadeh kaldırılırken dilenen içten dileklerden daha fazla bir anlamı yok :=)

19 Aralık 2010 Pazar

Yavuz Turgul üzerine...



Yavuz Turgul üzerine yazı yazmak benim çok harcım olmayacaktir belki ama; bugün Av mevsimini seyrettikten sonra Yavuz hoca'nin ne kadar büyük bir insan olduğunu ve onun hakkında daha detayli bir inceleme yapmam gerektiğini anladim.
Muhsin bey,Züğürt ağa,Aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni,Eşkiya,Gönül Yarası,Kabadayı;bütün bu fimlerin ben de iz bırakmasının nedeni Şener Şen mi yoksa Yavuz Turgul mu yoksa her ikisi de mi olduğunu daha iyi analiz etmem gerekiyor sanırım.
Bu bahsettiğim filmlerde Şener Şen hep çağlarının son insanlarıdır; Muhsin bey de vadesi dolmuş bir insan,Aşk fimlerinin unutulmaz yönetmenin de günü geçmiş bir adam,Gönül yarasında eski solcu bir öğretmen,Eşkiya ve Kabadayı da çağlarının son insanı ve Av mevsiminde de emekliliği gelmiş bir Avcı.
Günleri geçmiş bu karakterlerin kendilerine has hikayeleri ve bu hikayeler içindeki satıraralarındaki duygusallıklar:
Bugün Av mevsiminde göz yaşlarımı tutamadığım sahne Avci'nin eşinin ona yazdığı günlüğü bulduğunda okuduklarıydı: Ben gittikten sonra...


Cem Yılmaz için de 2 laf etmek istiyorum; ben bu adamı koşulsuz seviyorum zaten bu yuzden belki de objektif davramayacağım ancak bugün gördüm ki Cem Yılmaz  aynı zaman da çok büyük bir oyuncu
eski karısını öldürmek üzere gittiği ve elektrikler kesilince yaşadıkları sahnedeki oyunculuk (buraya parantez açmak istiyorum hem de kocaman bir parantez: filmin ana sahnelerinden olan bu bölümün medya da sadece Melisa Sözen ve Cem Yılmaz'ın öpüşme sahnesi olarak görülmesi Türkiye'nin gelişememiş bir sanat anlayışının olduğunun en büyük göstergesidir bence )
Eşi ile tekrar birleşme çabasının  ardından yaşadığı hayal kırıklığı ve barda "Benden adam olmaz" şarkısı eşliğinde gösterdiği performans:Cem Yılmaz' a olan subjektif duygularımı daha da güçlendirdi,ne diyebilirim ki başka ?


Filmlerinde o dönemin insanlarının hayata bakış açılarının işlenişi ,dramı,romatikliği,yerindeki esprileri bunları senaryo içinde ana ve yan hikayeleri ile birleştirmedeki gücü nedeniyle büyük ustatdır Yavuz Hoca


Bu pazar akşamı Av Mevsimi filmini sindireyim,ardından arşivden fimleri çıkarıp daha derin bir göz ile tekrar seyredeyim hepsini...

11 Aralık 2010 Cumartesi

Sıfır noktası


Tam ortasındım yağmurun,karın soğuğun ortasındayım
---
Tam varıyorum ki hedefe bir yenisi başlıyor
Bu oyun hep aynı değişmiyor
Hala devam hala figan
Hem de bile bile



Evimizde yola bakan pencerimizin önüne oturup ,kucağıma bilgisayarımı aldıktan sonra bu şarkı dolandı dilime; soylerken de cümleleri düşündüm
bugüne ne kadar uygun,bana ne kadar uygun 
Aferin bilincaltima, tam zamanında patlatti yine bombayı

Ne ince çizgiler üzerinde geçiyor hayat ve o çizgi ne kadar belli belirsiz ...  Bir an uçuruma sürükleniyoruz bir an Alice Harikalar diyarındayız.Ironik boyutlarda dolanıp duruyoruz.

Tabi hayatı surekli Alice harikalar diyarında olan insanlar da var ;mesela hayattaki hedefi sadece evlenmek,evde kocasını beklemek olan biri için hayat evlenince  Alice Harikalar diyarı,üzerine bir de çocuk ,ohh yeme de yanında yat: Başka ne bekler ki insan hayattan ? Ev,koca,çocuk

Tabi hayatı surekli uçurumlarda olan insanlar da var;mesala idealist ebeveynlerin çocukları: hayattaki hedefleri daima başkaları tarafından onlara atanmış ,onlar da başarmış ama mutlu değiller
başka birşey arıyorlar ne aradıklarını bulamıyorlar; o ince çizginin solunda dolanıyorlar

Tabi hayatı çizgilerin hem solunda hem sağında olan insanlar da var; bu insanlar hayatı okuyabilen,düşünen insanlar ;çünkü hayata gelme amacının kendini bulmak olduğunu anlamış insanlar bunlar ;yaşadıklarını sorgulayan ,sorgularken kendini bulan;yeri geldiğinde çok yorulan kendini bulma anlarında ,bulmanın verdiği gururu kendine katıp ilerleyen insanlar.
Sonra bu insanlar;bu kadar anlam yüklemesemiydik hayata,denklemi tek bilinmeyenli olarak gorebilseydik keşke; sığ sularda dolansaydık,okumasaydık,kendimizi geliştirici faaliyetlerde bulunmasaydık; sadece yeseydik,içseydik,gezseydik,olanlar olsaydı biz anlamasaydık,
hayatı  iki goz gün içinde gidip geldiğimiz  yaptığımız x km. yol kadar algılasaydık
saf saf dolansaydık ,evimiz var kocamız var ohh diyiverip çekilseydik kenara olmaz mıydı yani ?
Kendimiz mi yaptık hayatı bu kadar grift diye çizginin soluna geçtikleri kendilerini sıfır noktasında hissettikleri anda sorarlar kendilerine
Ertesi gun güneş açar ve onlar çizginin sağına doğru yürümeye devam ederler...




30 Kasım 2010 Salı

TOCAM'a




17 ağustos 1999 başlayan yolculuğumuz sırasında kutladıgımız 20.yaş günün  1 Aralık 2010 tarihi itibariyle 31.yaş günün oldu;İlişkimize başlarken ve evlilik kararını verdiğimizde beklediğim tek bir şey vardı 6 ekim 2004 tarihinde günlüğüme yazdıgım o cümleyi sana aynen aktarıyorum :
Huzur istiyorum ve de güven sonsuz güven arkama dönüp baktığımda benimle sonuna kadar olacak birini, hayatımda gelgit istemiyorum.
Bugün de görüyorum ki o küçücük yaşımda aldığım karar hayatımda aldığım en doğru karar olmuş,11 yıllık uzun ama bir o kadar da kısa yaşantımıza sığdırdığımız anılarımızla bugün BİZ olduk.Beraber büyüdük toca,bugün neyimiz varsa biz yaptık,bugün ben de ne olduysam seninle oldum,sen de benimle oldun.Mutluluk da bu kadar basitti aslında yanında doğru partnerin varsa...

Can Yücel SENINLE YAŞLANMAK ISTIYORUM yazısında BENZERleri tarif ediyordu:
Çektiğimiz sıkıntılarla acılarla ,yaşamayı ; birbirimize sarılıp destek olmayı, parasız dönemlerimizin ardından elimize geçen ufak paralarla mutlu olmayı öğrendik.
Kadıköy de Hera da ,Balıkçılar çarşısında;Taksim de Bir buçukta asmalımescid de nevizade de başbaşa geçirdiğimiz haftasonlarımız,
kafamıza estikçe gittiğimiz Moda'mız,alışveriş krizi geçirdiğimde gittiğimiz dükkanlar,
ama evimizde geçirdiğimiz zamanları hiçbirşeye değişmem;çünkü orası asıl BİZ olduğumuz yer
Akşamları mısırımızı patlatıp ,yanında bira içmek ,film seyretmek,
sabahları klasik jazz eşliğinde yaptığımız kahvaltılarımız
sen televizyonun karşısındaki koltukta, ben yanındaki koltukta okuduğumuz kitaplar,
uykum gelince yanına geldiğim kedi misali hallerim
senin uykun geldiğinde :) benim uykum olmasa da yattığımız yatağımız...
Bizbize olmak bizi hiç sıkmadı,sıkmayacak da biz beraberken yetiyoruz kendimize, dolduruyoruz birbirimizi.
Saçlarımıza ilk aklarımız düştü,geri dönüş yok düşmeye devam da edecek belki o saçlar da gidecek
sonra sana saç ektireceğiz :),ben sürekli farklı renklere boyayacağım saçımı ;sen beni hayretle izlemeye devam edeceksin belki bir gün eve senden kısa saçlarla geleceğim :olmaz mı olabilir ?
sen de şaşırmayacaksın işte benim kadınım diyeceksin.
Hastalanacaksın evde ben olduğum için ilaç almana gerek olmayacak ;çünkü ben olacağım
Ben hep olacağım bu hayatta tam yanında...
Daha yapacak ,yaşanacak çok şeyimiz olacak
10 yıl sonra bu yazdıklarıma eklenecek o kadar çok şey olacak ki...
Güzel günlerimize,
İyi ki doğdun Tocam,
Seni Çok Seviyorum
Kadının






27 Kasım 2010 Cumartesi

Ballı Süt



Evde Semih Kaplanoğlu'nun üçlemesini yapmak yolunda hızla ilerlemek üzereyim,yumurta kaldı geriye kullanmadığım o da her hafta sonu kahvaltımızın olmaz ise olmazdır aslında ama bu hafta kapsamının dısında kaldı malesef...


Bu hafta Tocam 11 yıllık birlikteligimizde gordugum en agır gribini geciriyor;oksuruk,tıksırık,ateş...
Ben de herkesin sahip olmak isteyebilecegi bir hasta bakıcı modunda,gorev bilinci içinde yanıp tutusan merhametli bir hayat arkadaşıyım,eşim,bakıcıyım,mukemmel bir geyşayım ya da benzeri ne sıfat varsa oyum...
Hatta tocama şirkette ,"çok hastasın abi evde ilaç var mı" demişler 
toca da "yoo evde karım var" demiş
Bunu duydugumda  düşündüm, ne hissedeceğimi bilemedim
Ama yüzümde bir tebessüm olustu
Tocam bana o kadar güveniyor ki, 
Ona bir cocuk edasıyla bakacagımı biliyor
Baktım da,bakıyorum da ,bakacagım da...


Sonra da düşündüm
Bir erkek ile bir çocuk arasında ne fark var diye?


Çocuk: size muhtaç bir varlık 
Erkek: o da eşine muhtaç bir varlık değil mi ?
Evde yemegin her daim hazır olması,temiz çamaşırlar,psikolojik destek
çocuk ve erkek için yapılan ortak temalar değil mi ?


Ya da düşünürüm zaman zaman biz kadınlar yaptıklarımızla ;aşırı görev bilinci ile kendimize muhtaç hale mi getiriyoruz partnerlerimizi ,yoksa onlar zaten çocuk gibi olduklarından bizlerden mi bekliyorlar zaten ?
Tamam tamam tüm kadınlar adına konuşmayayım 
Benim fedakarlığım,sorumluluklarımın sonucumu bu yoksa?


Karmaşık bir ikilem ,eylemin arkasındaki motivasyon;neyin ,neden ,kime yapıldığı,hangi şartlarda yapıldığı,yapan kişinin DNA'ları ;
siz bunları partneriniz için yapıyorken hayatta partnerinizin sizin için yaptıkları yani karşılıklı alışverişiniz hepsi denklemin birer parçası...




Oooo lafı çok uzatmışım
Tocanın ilac saati geldi,oksuruk'u içinde ballı sut yapacağım daha :)


sevgiyle
Sirin B.

15 Kasım 2010 Pazartesi

Araf


7 yıldır çalıştığım şirketim ilk defa beni yurt dısına yolluyor o da  Kurban Bayramı tatiline denk geldi;
hani ne derler buna "Fakir hırsızlıga cıkmış ay akşam dan dogmus" :)
Ya da olumlu pencereden bakarak soylersem: gitmeye o kadar cok ihtiyacim olan bir zamanda cikti ki bu Ingiltere seyehati,olmaz ise olmazdi
ama Tocam evde kaldi :(

Kac gundur haberler -her zamanki gibi abartılı-bilgilendirmelere yaparak  ,bizlere de paranoya olusturdular:
saat 08.20 deki ucagim için saat 04.20 de havaalanındaydim.Hayalimde kilometrelerce uzun kuyruklar vardı,ben de  uzun kuyruklarda nasıl one gecerimin senaryolarını kuruyordum ki,ilk guvenlikten gecmem 3 dk surdu o da aslında 1 dk. da ayakkabılarımı cıkartmak zorunda kaldım,yanlıs ayakkabı secimi olmus. Ben Inilterede hava yagisli diye en kalin botlarımı giydim ,bakalım donuste Ingiltere havaalanında hangi guzel hikayelere imza atacagım...
Tabi 4 saat once havaalanına gelince check-in masası acik degildi :)
Ama bu cok guzel bir fırsat oldu ,insanları seyretmem ve onların hayatlarına dair kafamda oykuler olusturmak icin;hatta 3 gun burda kalsam ne guzel olurdu
Burada Araftayım
Su an memleketi olmayan bir insanın tam aradayım ,ne TR de ne UK de...

Uyrugunu bildigim bilmediğim dunya insanlarım:
Kimi hayatının en mutlu anını yasıyor,
Kimi hayatında belki de son kez gorecegi kisinin yanına gidiyor,
Arkamda bir cocuk viyaklıyor ama Turkce degil,
Karsimda 3 kız arkadas dedikodu yapıyor;sanırım Roma'ya gidecekler.Romada tanısacakları Italyan erkeklerinin hayellerini kuruyorlardır herhalde,
Yanımda bir adam sucuklu tost yiyiyor (ıyk!!! )
Diger yanımda bir adam ve bir IPAD var, ( benimde olmalı bir tane IPAD im diye dusunuyorum,cok afilli dogrusu )
Sevgicikli Japonlar
Kızgın aileler
Sevimli babalar,gergin anneler 
Farklı olmaya calısan garson boy oglanlar
12-16 yas civarı kucuk kadıncıklar
ve
Bu anlarını kaleme alan Ingiltere yolcusu ben.

Bugun tek istegim,otelime yerlestikten sonra Cheltenham sokaklarında yurumek ,yurumek,yurmek  hatta kimsenin olmadıgı sokaklarda bagıra bagıra sarkı soylemek
...

12 Kasım 2010 Cuma

Sorular ?

Gitmeliyim artık,geçmeliyim kendimden

Kendimden kaçabilir miyim ? 
Düşüncelerimden uzaklaşabilir miyim ?
Ruhumu ilk doğduğum gune çevirebilir miyim ?
5 Şubat 2009 da olduğum gibi yeniden doğabilir miyim ?
Aşamadıklarımdan 1 gece de uzaklaşabilir miyim ?


Soru sormayı unutabilir miyim mesala ?
Ya da düşünmeyi ?
Bunun için illa delirmek mi gerekiyor ?
Saatin zemberiğinin atması şart mıdır yani ?

İnsan 30 yaşında yorulur mu ?
Ben yoruldum
Kendi kendime sorguladığım düşüncelerimin altında kaldım
Çıkamıyorum
Üzülüyorum hem de çok

Eyyy yüce Allah'ım
tamam pes ediyorum
game over...

Bundan sonra hiçbir beklentim yok,hiçbirşeyden
Olacağına da inanmıyorum zaten

Bu muydu beni getirmek istediğin nokta

Sen kazandın
Ben kaybettim



7 Kasım 2010 Pazar

Buzdolabı-Zihin ikilemi

"Buzdolabınız ne kadar dağınıksa zihniniz de o kadar dağınık" demektir. Anonim

Çok olmadı bu cümleyi okuyalı,nerde okuduğumu hatırlayamıyorum zira şu son 1 ay ayda o kadar farklı yerleden o kadar çok şey okudum ki: rüyamda mı gördüm,bir makalenin içinde mi geçti ? Herneyse nereden aklıma oturduysa çok etkiledi
Okuduğum zaman hemen açtım buzdolabımıza baktım,manzara korkunçtu
  • son kullanma tarihi geçmiş konserveler
  • bozulmuş ama bozulmak ne kelime bozulmak denmez ona başka yaratıklara dönüşmüş sebze ve meyveler
  • açılmış  ama kullanılmamış ve de doğal olarak bozulmuş sütler
  • tazeliğini çoktan kaybetmiş tencere yemekleri
  • 2 tane yoğurt biri peynir olmuş diğeri allahtan taze
Hmmm evet dedim kendime sanırım bu söz doğru,kendim gibi dolabı da dağıtmışım
TOPARLANMA zamanı gelmiş,geçmiş,gitmiş ,onu gittiği yerden geri çağırıp düzeltsem fena olmayacak
Gün bugünmüş
Pastırma yazının son güzel günlerinden Pazar günüymüş

Eeee ne oldu şimdi? Buzdolabı temiz ,pak,olmaması gerektiği kadar düzenli
Dün evi de temizledim,toparladım

Ben ?
Zihnim ve buzdolabı arasında nasıl bir bağlantı var ?
Zihnim dolabı gördü ve o da kendini mi toparlayacak şimdi ?
Son kullanma tarihi geçmiş duygularım çöpe atılacak;zihnimdeki karışmış raflarda yer alan düşünceler
sınıflandırılacak,ağzı açık kalmış kullanılmamış hisler gidecek yerine yenileri konulacak
Oyleyse guzel,bekliyorum yapsın bakalım

Bu kadar kolaymıydı,ohh be ne zamandır bunu bekliyordum ya
iyi ki okudum o anonim yazıyı
her kim yazdıyda benim gözümde Edison da daha değerli şu an

Bu kadar basit miydi gerçekten
Ben yine çok mu ciddiye aldım odevi mi ?
Allahtan temizlenmek basitmiş...

6 Kasım 2010 Cumartesi

Fırın Helva

Ekim ayının bitmiş olması üzerimde nasıl bir hafiflik yarattı anlatamam
yani mutluluk bazen bu kadar basit olabiliyor ya,bayılıyorum bu duruma
Ekim 2010 bittigi ,gittigi için cok mutluyum
Kasım ayı güneş ile beraber geldi ,Ekim ayı gibi puslu,soğukiyağmurlu da değil
daha ne olsun ?
Ne kadar basti değil mi ?
Insan hayattan ne bekler ki, hava güneşli olsun yeter !
Hayır hayır bu cümleleri sarf ettiğime bakmayin ben değilim bu...

Herneyse ben yemek tarifi vereceğim,o yüzdem yazıyorum bu yazımı.
Ben yemek yapmayı çok severim,mutfak benim alanım kimse karışsın istemem
toca da zaten hiç anlamaz
muhteşem bir ikliyiz yani ,hatta hiç inanmadığım "bir elmanın 2 yarısıyız" sözünü mutfak için kullanabilirim.

Bu seneki Göcek tatilimizde fırında sıcak helvayı keşfettik ,keşfettik derken o kadar güzel fırın helva yedik ki, tocam "bundan evde de yapsana" dedi.
Yemek yapmayı seviyorum ya,"tabi yaparız" dedim.
Internette araştırma yaptım ,hiçbirşey anlamadım.
Biri süte batırın diyor, oran vermiş yok şu kadar helva bu kadar bu ,o falan
diğeri tahin dök diyor,nereye tahin döküyorum anlamadım ki ben

Sıcak helva bu adı üzerinde ne kadar zor olabilir ki ? Koska helva alınır ,fırına verilir, erimesi beklenir

Ben de bugün akşam, köri soslu kremalı tavuklu makarna + püre yemeğimizin üzerine fırın helva yapmaya karar verdim.

Eyy yemek siteleri karmaşa yaratmaya gerek yok,sitelerde yer alan her yemek için kasmanıza da gerek yok
Fırın helva hazırlanısı ve sofraya gelişi arasında 30 dk var
bunun hazırlık kısmı da 2 dk hem

Tarifi veriyorum
Koska helva sade
Süt
Ceviz

Güveç kabına göz kararı helva konulur
Çatalla ezilir
Azıcık süt eklenir helva iyice ezilsin diye
Pürüssüz hale getirilir helva
Üzerine ceviz konulur

Fırına verilir
Uzeri yanınca fırından alınır

Hepsi bu

Artık hangi konuda doping istiyorsanız, o niyetle yenilir

Afiyet Olsun..

Yalnız resim konusunda şu an acemiyim
Helvayı parça pincik ettikten sonra aklıma geldi resim çekmek

29 Ekim 2010 Cuma

Geçmişte bitirdiğim hüznümde hal kalmaz

Jehan Barbur dinliyorum ,yeni aldığım Mac-pro'm ile beraber
ne büyük keyif benim için...

İşte dinlediğim şarkı: NEDEN
Yorgunluktan mı bu halim?
Dusunmek bile zor
Kelimesiz geldiğim fikirler yol almaz

Dagınıklıktan mı bu halim
Durulmak artık zor
Geçmişte bitirdiğim huznumde hal kalmaz

Yaklaşık 1 yıldır,Mac Mac diye sayıklarken ve tocam'ın bana sene sonunda alırız dediği Mac'ciğime Ekim ayı içinde geçirdiğim buhran ile kavuştum.
Ekim 2010'u sadece ve sadece Mac'im ile hatırlamak istiyorum ve baska hicbirsey istemiyorum.
Hatta su an istediğim tek sey hafızam'ın silinmesi.
Kavak yellerindeki Efe gibi olmak istiyorum
Ben eskiden ne ile igilenirdim,nelere sevinirdim ,nelere sinirlenirdim,neleri sorgulardim,neleri sorgulamazdim,nelerden hoslanirdim,onyargilarim nelerdi
neler mutlu ederdi,kimler etmezdi,ne is yapardim,neleri iyi yapardim,ahali beni nasil bilirdi,renkli miydim,renksiz miydim,cahil miydim,peri miydim,neydim ,ne degildim
herseyi,herkesi,hepsini,hepinizi unutmak istiyorum
Sanırım ben tekrar dogmak istiyorum
Mumkun mu ?
Bunun için bir şekilde şu andaki hayatın son bulması mı gerekiyor ,yoksa
evden cıktıgım anda bana bir arabanın carpması ,sonra gozlerimi hastanede acmam ve hatırlamıyorum,hicbirsey hatırlamıyorum demem mi lazım
Atıf yılmaz'ın Arabesk filmi gercek olamaz mı yani ?
Hayatta hersey mumkunse,bu da mumkun olabilir mi?
Kİm cıkaracak beni oldugum durumdan
Gelecek mi bir isaret ?

18 Ekim 2010 Pazartesi

Şekillerim ve Ben

Şekillerim ve ben 30 yaşıma kadar çok mutlu mesut büyüdük,bugünlere geldik
herşey güllük güllüstanlıktı;bacası tüten pembe boyalı evimizde takılıyorduk
ne oldu da birden tokatlar suratıma çarpmaya başladı
Tamam yeter dur dur dur yalvarırım dur kıpkırmızı oldu suratım

Yine hangi dersimi alamamışım hayattan ?
Ne imiş o zamanında göremediğim,anlayamadığım ama şimdi canımı bu kadar acıtan şey?

2008'in Kasım ayından beri sorguluyorum kendimi ...
Çoğu şeyi de keşfettim,çakralarımı tıkayan ana noktaları buldum,onların üzerine gidiyordum,
mutluydum,huzurluydum
kendime ait derinlerde yer alan çıkaramadığım duyguları bir beyin cerrahı titizliğinde çıkarıyordum olduğu yerlerden;
bunu hiç anlayamamışım
anlayamamışım derken; biliyorum ben kalıpları olan bir kadınım
bunu yakın arkadaşlarım da söylerler bana;hatta eylül sonunda asmalımescid de yakup ta kız kıza içerken bu konu ayyuka çıkmıştı
"ama böyle olmaz,kırman lazım kızım kalıplarını"dediler
tamam fakat bu da beni ben yapan şey
ben şekillerimden dolayı kimseyi kırmadım,ah almadım
değil miiii hayat soyle bana kırmadım kimseyi,kendimi
kendimce yaşadığım hayat'ın içinde iyiydim ya iyiydim
neyi öğrenmem gerekiyor
kırılıyorum
uzuluyorum

Hakediyor muyum şimdi ben bu yaşadıklarımı ?
Bu mudur yani ?
İnsan illa ki bir çıkış yaşadıktan sonra inişe geçmek zorunda mıdır ?
O iniş de bu kadar mı acılı olur?
Şimdi daha mı iyi oldu yani;
Kendimi değersiz ve mutsuz hissediyorum
Ne olacak şimdi ?

Gece uzun sürmeyecek değil mi ? İlla ki sabah olacak,gün doğmayı bekliyor değil mi ?

15 Ekim 2010 Cuma

Babayı mutlu etmenin dayanılmaz hafifliği...

Demek ilk yazım Baba başlıklı olacakmış; uzunca bir kuluçka döneminin ardından :ne yapsam, nasıl yapsam,başlığı ne olsa,nasıl olsa da farklılaşsa,konu ne olsa,ne olmasa diye  düşündükten sonra
keskeralaka bir zamanda Toca televizyon seyrederken ,ben bos bos bilgisayarıma bakarken kendimi blogumun arka planı ne olsa diye ararken buldum ...
Neymiş çok uzun uzun düşünmemek gerekiyormuş,bırakmak gerekiyormuş,zamanı gelince kendiliğinden oluveriyormuş...
Herşeyi de böyle bir hayat'a bağlar, kendime dersler çıkarırım.Çoğu zamanda psikopata bağlarım biline :)


Gelelim konunun nasıl Babam'a geldiğine 3 gün önce Antalya da babam'ın yanındaydık
eski 68 kuşağı yeni 68 kuşağı olmayan babam Antalya da 2. evini aldı,biz gitmeden 1 hafta önce kendi başına taşınmaya çalışmış;olmamış tabi
Ben ki 1 ay önce ev taşımış ve ailenin tüm taşınma işlemlerinin olmazsa olmazı ben,tüm alet edevat ne var ne yoksa yüklendik gittik Antalya'ya
Manzara tahminim de iyi olsa da ,iyi değildi aslında...
Neyse detaya girmeyeyim,o kadar yoruldum ki ;şimdi yazarken aynı duyguları yuklenirim hatta yorgunluk duygum da geri yüklenir diye yazmayacağım
Yazacağım şey hissettiklerim;
Babam Antalya'ya taşındığından beri ilk defa içimi huzur kapladı:Ah babam eski kucuk evinde ne yapıyor,Antalya da yağmur yağıyor acaba babam'ın evini su bastımı,hala salonda mı uyuyor,nasıl uyuyor diye dusunmeyeceğim
çünkü bu sefer herşeyi tastamam:mutfağı,banyosu,odaları,yatak odası oldu,tam bir ev gibi oldu.
Öyle bir duygu ki: birden oldu iç sesim konuştu benimle
"Merak etme artık Baban'i Şirin,için rahat olsun"dedi
Nasıl bir yük kalktı üstümdem,neyi tutmusum ki ben boyle senelerce sırtımda ?
Sonra ne oldu da attım onları omuzlarımın uzerinden ?


Her ne idiyse beni yoran o duygu senelerdir: artık yerini huzura bıraktı


En önemlisi de Babam da mutlu oldu, benim babacığım duygularını belli edemez ;ama bu sefer belli etti.Akşamları birer tek attık,"ohh kızım şu su sorununu çözdük ya nasıl mutlu oldum anlatamam" dedi
Daha ne desin ?


Ben ne diyeyim,hissedeyim Babayı mutlu etmenin dayanılmaz hafifliğini...




Sirin B.